Siyasette makas değişimi

Sakallı, sarıklı, cüppeli ve konuşmasına “Selamın Aleyküm” diye başlayan Ahmet Hoca masadaydı.
Bazı dini kanaat önderleri oradaydı. Kur’an-ı Kerim okundu, iftar yapıldı. Yemek, okunan dua ve Fatihalarla noktalandı. Masanın arkasında dev bir Kocatepe Camii posteri göze çarpıyordu.
Davetin sahibi ise CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ydu.
Ve Kılıçdaroğlu din-siyaset ilişkisinden bahsetti:
-İnançların evrensel değerleri ile siyasetin evrensel değerleri aynıdır. Din eğer ahlak üzerineyse, siyasetin de temeli ahlaktır.
Kılıçdaroğlu, “Komşusu açken tok yatan bizden değildir, diyoruz” sözleriyle devam etti:
-Siyasetin görevi de herkesin karnını doyurmaktır.
Ve “tasavvuf” konusuna girdi:
-Tasavvufla zihinsel derinlik kazanırız.
Daha da ileri gidip, “Bizim bu güzellikleri taşımamız lazım” yorumunu yaptı!
* * *
Bitmedi, iftar yemeğinde Kılıçdaroğlu bir başka tespitini daha bizlerle paylaştı. “Son 30 yılımızı türban kavgası üzerine geçirdik” dedi:
-Yahu ne vardı bunda?
Doğru, ne vardı bunda? Türkiye yıllar boyunca niçin türban etrafında “avara kasnak” misali dönüp durdu? Ayrıca, türbanla ilgili her düzenlemede CHP niçin sürekli olarak Anayasa Mahkemesi’nin kapısını çaldı?
Belli ki Kılıçdaroğlu da CHP’nin geçmişteki bu tutumunun yanlış olduğu görüşünde. Aksi takdirde “Yahu ne vardı bunda” demezdi.
CHP’de ciddi bir makas değişimi var.
Kılıçdaroğlu, bugün Atatürk’ten referanslar vererek, CHP’ye yeni bir anlayış getirmeye çalışıyor. Eski CHP’nin alışkanlıklarından kurtulamayanlar da Kılıçdaroğlu’nu sorguluyor.
Daha da açık yazarsak, Kılıçdaroğlu eski CHP’yi beğenmiyor. Eski CHP’liler de Kılıçdaroğlu’nu!
* * *
Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının satır alalarında, geniş kitlelerdeki CHP algısından duyduğu rahatsızlık da göze çarptı. “Biz, herkesin inancına saygı gösteririz” dedi:
-Ama inançlara karşı gibi gösteriliriz.
Tespit doğru!
Ama bu durum Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi “CHP’nin şansızlığı” ifadesiyle geçiştirilemez. Bu algıyı, yıllardır sürdürdüğü politikayla CHP’nin kendisi oluşturdu.
Nasıl mı?
Uzun uzadıya yazmaya gerek yok. Hep birlikte yaşadık, biliyoruz. Daha düne kadar CHP içinde “Aaa bakın bunlar toplu halde namaz kılıyorlar” diye tepki gösterenlerin sayısı hiç de az değildi.
Bugünün CHP’sinde belki aynı tavırlar yok. Ancak, toplumda yıllardır oturmuş bir algı var. O algıyı değiştirmek de kolay değil!

konya escort

Mustafa Paşa, Samsun’a çıktığında Kemalist miydi?

Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı adaylığının açıklanmasından sonra, seçim çalışmasına Samsun ve Erzurum’dan başlaması garip bir tartışmayı başlattı.
Bir kısım liberal hızlarını alamayıp “Erdoğan’ın Kemalistleştiğini” yazıp söylemekle kalmadı, aralarında unvanları siyaset bilimci olanlar dahil, bazı akademisyenlerin bu meseleyi “Kemalizm üzerinden izah etmeye” kalkması garip bir tablo yarattı.
Aslında şu basit soruyu cevaplandırmak bile, bu nitelendirmenin bırakınız yanlışlığını, tutarsız ve saçma olduğunu ortaya çıkarmaya yetecektir. Bilindiği gibi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı Milli Mücadele’nin başlangıcına işaret etmektedir. Kongreler süreci ise milli mücadelenin sadece askeri bir mücadele değil “siyasi bir niteliğinin” olduğunu göstermektedir. Kongreler ve bu siyasi süreç, aynı zamanda milli mücadelenin doğrudan doğruya “milli iradenin” zamanın şartları içerisinde desteğini alan bir siyaset anlayışını yansıtmaktadır.
Yola Samsun’dan çıkmak
Bilindiği gibi milli mücadelenin yürütücü merkezi, Ankara’nın kalbindeki o mütevazı taş binada toplanmış olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Orada “Kemalizm, Atatürkçülük” gibi daha sonraki dönemlerde ortaya çıkacak anlayışlar yoktur. Meclis’in reisi Mustafa Kemal Paşa milletin ordusunun başkomutanı seçilmiştir.
Bugün Başbakan Erdoğan’ın siyaset anlayışının dayandığı meşruiyet ile “milli mücadelenin siyaset anlayışının” dayandığı temel arasında “kurulan bağ” sadece sembolik bir ifade değil, aynı zamanda günümüzde “antidemokratik eğilimlere” karşı da, ısrarla bir siyaset biçiminin sürdürüldüğünün ifadesi olarak görülmelidir.
Bu tartışmaları yapanların, bazı kavramları fetişleştirip, anokranizm içinde, kavramlar üzerinden durumu açıklamaya çalışmaları “olguyla, kavram arasındaki ilişkileri” gözardı ederek meseleyi açıklama çabaları, ciddi bir yöntem sorunudur. Basitçe açıklamak gerekirse, Kemalizm tarihsel ve sosyolojik bir olaydır. Dolayısıyla Kemalizm’i ortaya çıkaracak tarihsel şartlar milli mücadelede değil milletin iradesiyle kurulmuş siyaset kurumunu, bürokrasinin ele geçirerek, bir zümre tahakkümüne dönüştürmesiyle ortaya çıkacaktır.
Bilindiği üzere Kemalizm daha sonra Cumhuriyetin otoriter bir rejime dönüşmesinin, tek parti yönetiminin kurulmasının ideolojik çerçevesini oluşturmuş, 1950’de çok partili demokratik hayata geçişten sonra da yine bu iktidar zümresinin, askeri müdahaleler, darbeler döneminde, bu “demokrasi karşıtı eğilimlerinin” dayandığı ideoloji olmuştur.
Yeni güçler, yeni durum
Bugün Türkiye toplumsal olarak devlet içerisinde bürokrasinin “siyasal özerkliğini” ortadan kaldıracak toplumsal değişme süreçleriyle birlikte “yeni bir toplumsal sözleşmeyi gerçekleştirme aşamasına” gelmiştir. Bürokratik devlet geleneğinin, toplumsal müttefikleri olan devletçi-kapitalistler, aydın-bürokratlar ve askerler arasındaki “tarihsel ittifak” karşısında, “çoğul sivil güçlerin yükselişi” dengeyi millet iradesi yönünde değiştirdiği için, Türkiye’nin demokratikleşmesi önlenemez bir hal almıştır.

konya escort

Cumhurbaşkanı’nın yetkileri önceden belirlendi

Cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasının ilk haftası,
Erdoğan’ın siyasi kariyeri boyunca sürekli geliştirdiği iletişim gücünü önümüzdeki dönemde sınırsız kullanacağını gösterdi. Başbakan istediği konuların, istediği kavramlarla konuşulmasını sağlayabilecek güce sahip ve ihtiyacı olduğunda bunu cesaretle yapabiliyor.
Herkes Cumhurbaşkanlığı’nı, Çankaya’yı, Köşk’ü; yani bu kavramların on yıllardır çağrıştırdığı çerçeveyi konuşuyor. Erdoğan ise o konuşma zenginliği içinde yeni bir yönetme rejimini konuşuyor. İnce ince (aslında çoğu kez kalın kalın) yeni sistemin sınırlarını çiziyor. Bundan kesinlikle çekinmiyor.
Çankaya’nın yetkilerini tartışma problemi
10 Ağustos’ta sadece kendisini oylatmayacak; beraberinde Cumhurbaşkanlığı makamı için tasarladığı güçlü pozisyonu da referanduma sunacak. Seçilirse, kampanyası boyunca vaadettiklerinin aynı zamanda yetki sınırını tayin ettiğini söyleme imkanına kavuşacak. Toplum beni bu yetkilerle Çankaya’ya gönderdi, diyebilecek ki aksini söylemek pek mümkün olamayacak.
Muhalefet ise, halkın seçme gücünün oyuna dahil olmasını anlamlandırmakta çaresiz görünüyor. Bu faktör yok sayılamaz ama var sayıldığında da Erdoğan’a aktarılacak güç kabul edilemez. Başbakan, çıtayı daha baştan çok yükseğe koyduğu için 12’nci Cumhurbaşkanı’nın yetkileri üzerinden herhangi bir tartışma yapmak da kolay görünmüyor. Yetkilere itiraz etmek, açıkça seçimi kazanma umudu taşımamak demek olacak…
Halka Cumhurbaşkanı seçme yetkisi, bu makamın vesayet kurumları tarafından siyaset üzerinde bir baskı ve hatta darbe aracı olarak kullanma geleneğine reaksiyon olarak verilmiştir. Yani, bir demokratik gelişme örneği olacaksa, halkın seçme yetkisi bu açıdan tam ve benzersiz bir örnektir. Sistemin aktörleri, 2007’de öfke, kibir ve hukuk tanımazlıkla ellerinden gelen son imkanları kullanarak bir “dindar”ın Çankaya’ya çıkmasını önlemeye çalıştılar. Hatırlayalım ne yaptılar?
Bu yolda ödenen bedelleri unutmayalım
Önce 17 Mayıs 2006’da Danıştay cinayeti yaşandı. Vesayetin silahlı güçleri, AK Parti cumhurbaşkanlığı seçimine ulaşamasın diye, kendi sınıflarından bir hakimi. Mustafa Yücel Özbilgin’i öldürdüler.
Kararlılıklarını göstermek için 19 Ocak 2007’de gazeteci Hrant Dink’i katletmekte sakınca görmediler. Hemen ardından, bu yoldan devam ederek aynı yılın 18 Nisan’ında Malatya’da Zirve Kitabevi’nde bir katliam yaptırdılar. Cumhuriyet gazetesinin bombalanması eylemi de yine bu süreçte yaşandı.
En nihayet. Silahlı kuvvetlerin darbe yolunu açıkça gösterdikleri 27 Nisan bildirisi bütün bu eylem zincirinin hemen arkasından geldi. Bu da yetmedi, 276 milletvekilinin cumhurbaşkanı seçme yeterliliği varken, Anayasa Mahkemesi anayasada bir hüküm bulunmadığı halde, 367 vekilin oylama oturumunda bulunma şartı getirerek seçimi engelledi.
Vesayet rejiminin cumhurbaşkanlığı makamına atfettiği anlamı bu izleri takip ederek okuyabiliriz. Uğruna katliamlar, provokasyonlar, hukuk cinayetleri ve nihayet darbe yapılabilir çok önemli bir koltuk.
Türk demokrasisi, bu dehşetli eylemler zincirinden ders çıkararak “yeter” dedi ve parlamento tam da o karanlıkta seçimi halkın yapması için karar aldı. Devamında da referandumla bunu kabul etti. Halkın seçim hakkını istemesi bilinçli ve kıymetli bir tercihtir. Teknik bir düzenleme değildir.
Uğruna cinayet işlenen makam sembolik olabilir mi?
Seçimi artık halk yapacak ve tabiatı gereği Çankaya’nın profili daha da yükselecek. Asker-sivil bürokrasinin, jüristokratik erkin ve legal illegal üniteleriyle bütün vesayet mekanizmasının o makama atfettiği “ölümcül” önem ortadayken, bugün seçimi halk yaparken o önem esirgenebilir mi? Meclis’in yaptığı son seçimin bile (Abdullah Gül oylamaları) vesayeti çılgına döndürdüğü bir koltuk, üstelik bugün halk seçerken “sembolik” diye tanımlanabilir mi?
Çankaya sembolik bir makam değildir. Öyle olsaydı, kimse uğruna cinayetler işlemez, ordu darbeyi düşünmez, yargı kendisinin rezil etme pahasına sürece katılmazdı. Bilakis, çok önemli bir pozisyondur eski Türkiye vesayetçileri o makamın yetkilerini ve taşıdığı değeri tanımlayacak hukuki ve demokratik meşruiyete sahip değildir.Toplum o yetkiyi ellerinden almıştır.

adana escort

Başkanlık yolu

Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığını açıklamasından itibaren yaptığı konuşmalar, vizyon belgesinin içeriğiyle birlikte aynı yorumları, algıları güçlendiriyor.
Erdoğan, ülkenin her meselesini kendi sorumluluk alanı içinde hisseden “aktif” bir cumhurbaşkanı olacaktır. Anayasanın verdiği yetkiler, “devletin başı” olarak en tepe konumda görev yapması sonuçta her konuya müdahale imkanı vermektedir.
Halkın seçtiği cumhurbaşkanı olmak, kendi başına halkın beklenti ve taleplerinin sahibi olmak gibi siyasi bir alan açılması olarak görülmektedir.
Halkın oyunun oranı da bu algının pekişmesinde önem taşımaya başlayacaktır. Hukuken yüzde 51 ile yüzde 60 arasında bir fark yoktur. Yüzde 51 ile seçilen cumhurbaşkanı da yüzde 60 oy oranıyla seçilen cumhurbaşkanı da aynı yetkilere ve sorumluluklara sahiptir.
Muhalefetin stratejisi
AKP’ye halk desteğinin oranı, 2010 anayasa referandumunda yüzde 58 ile en yüksek noktasına ulaşmıştır. Bu yüzde 58 oran da, siyasi olarak belli bir çıtayı ifade etmektedir.
Cumhurbaşkanı seçiminde yüzde 58 ve üzerinde bir oy oranı siyasi olarak halkın anayasayı değiştirme ve başkanlık sisteminin yolunu açması olarak algılanacaktır.
Erdoğan’ın 10 Ağustos’ta en yüksek çıtayı hedeflemesinin yolunu alabildiğine açan da muhalefetin yanlış stratejisi olmuştur. CHP seçmeni partisinin cumhurbaşkanı adayına sahip çıkmamakta, MHP seçmeninden bir kesim de açık olarak Erdoğan’a yönelmektedir.
Yeni rüzgar ihtiyacı
10 Ağustos seçiminin sonuçları da, nasıl 30 Mart 10 Ağustosu gösterdiyse, bir sonraki genel seçimin ana hatlarını da gösterecektir.
Cumhurbaşkanı seçiminde lideri yüzde 55’in üzerinde oyla seçilmiş bir siyasi partinin bir yıldan az bir süre sonra yapılacak genel seçimde yüzde 50’nin üstünü hedeflemesi ve bu hedefe ulaşması kimse için sürpriz olmaz.

samsun escort

Bağışıklık yetersizliği hakkında ansiklopedik bilgi

Bağışıklık yetersizliği hastalıkları ortak özellikleri infeksiyona duyarlığın artması olan çeşitli hastalıklardan oluşan bir gruptur. Birincil bağışıklık yetersizliği bağışıklık bozukluğunun olduğu yere göre sınıflanır : B hücresi (antikor yapan hücreler), T hücresi virus ve diğer mikroplarla savaşan ve/veya antikor yapan hücrelere yardım eden hücre), fagositoz (Mikropların savunma hücrelerinin içine alınıp parçalanması) işlemine ve komplemana (bagisiklik sisteminde çeşitli görevleri olan sıvısal proteinler) özgüdür. Her sistem bağımsız olarak yada bağışıklık sistemlerinden biri veya birkaçıyla birlikte davranabilir. Bağışıklık yetersizliği doğumsal (X genine bağlı antikor yoklugu), edinsel (degisken antikor eksikligi, edinsel bağışıklık yetersizliği sendromu=AIDS) ), dogumsal bir anormalliğe ikincil (DiGeorge sendromu) ya da idiyopatik (sebebi bilinmeyen) olabilir.

İkincil bağışıklık yetersizliği, bağışıklık dışı hastalıklardan (erken dogum, beslenme yetersizliği, Hodgkin hastalığı), yaralanmalardan (yanıklar, dalağın alınması) yada tedavi sonucu (steroidler, radyasyon, antikanser ilaçlarla) ortaya çıkabilir. Bağışıklık yetersizliği kalıcı yada birincil hastalığın tedavisiyle düzelen tipte olabilir.

BİRİNCİL B HÜCRESİ HASTALIKLARI :

B hücre bozuklukları kök hücrelerin antikor üreten ve salgılayan plazma hücrelerine olgunlaşmasındaki bozukluklara bağlıdır. Bu bozukluklar B hücre alt grubunda hücreye özgü bozukluklara yada T hücre alt gruplarında düzenleme bozuklukları sonucu bağışıklığın düzenlemesindeki sorunlara bağlı olabilir. Antikor üretim bozuklukları tüm antikorlarda, belirli antikor gruplarında, belirli IgG alt gruplarında eksiklik ya da özgül bir yabancıya yanıtsızlık şeklinde oluşabilir. Antikor üretim bozuklukları doğumsal, geç başlayan , geçici ve ikincil olarak sınıflanabilir.

BRUTON HASTALIĞI :

Doğumsal antikor eksikliği; X genine bağlı geçiş gösterir . Etkilenen erkek bebekler ilk 3-6 ay sağlıklıdırlar, çünkü bu dönemde anneden geçen IgG ile korunmaktadırlar. Semptomlar sık tekrarlayan enfeksiyonlara bağlıdır. Üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları, tekrarlayan sinüzit, orta kulak iltihabı, bronşit ve pnömoni görülür. Adenoidler ve tonsiller (Bademcikler) çok küçüktür veya hiç yoktur. Otoimmün bozukluklar sık görüldüğü gibi kanser riski de artmıştır.Parazitlere bağlı gıdalaraın barsaklardan emilim bozukluğu sık görülür. Yeterli antibiyotik tedavisine rağmen enfeksiyonların tedavi edilememesi bu hastalığı akla getirmelidir.

IgG düzeyleri çocukluk çağında nadiren 200 mg/dl’nin üzerine çıkar.Serum IgA ve IgM genellikle saptanamaz.Hücresel immunite testleri normal olmakla beraber bazı hastalarda kan T lenfositlerinde azalma,mitojenlere karşı lenfosit cevabının bozulması ve T-supresör aktivitesinde artma saptanabilir.

Tedavide esas olarak antikor içeren preparatların damardan kullanımı ayrıca devamlı antibiyotikle enfeksiyonların önlenmesi mümkündür.

GEÇİCİ ANTİKOR AZLIĞI :

Anneden geçen antikorların yıkıldığı ve 4-5. aylarında antikor değerleri düşer. Bu dönemde antikor yapımı da yetersizdir. Tek tanı kriteri düşük antikor düzeyinin daha sonra düzelmesidir. Bakteriyel enfeksiyonlar için yeterli tedavi verilmesinden başka bir tedavi gerektirmez. Hastalara rutin aşılama şeması uygulanmamalıdır.

HİPER IgM BAĞIŞIKLIK YETERSİZLİĞİ :

Hastalarda B lenfositleri ve IgM salgılayan plazma hücreleri bulunur. Fakat B hücre farklılaşması yeterli olmayıp nadiren gerekli antikor cevabını oluştururlar. Her iki cinsi de etkiler. Antikor yapan hücrelerde IgM’den sonra gelişim duraklaması vardır. IgG ve IgA tipi antikorların düzeyleri düşüktür, IgM tipi antikorların düzeyi ise yüksektir.

Dışarıdan antikor verme ve enfeksiyonların antibiyotikle tedavisi gerekir.

SELEKTİF IgA EKSİKLİĞİ :

En sık rastlanan spesifik bağışıklı yetmezliğidir. IgA solunum, mide barsak sistemi ve diğer salgısal alanların ana koruyucu antikorudur. Eksikliğinde tekrarlayıcı solunum enfeksiyonları, kronik Giardiazis (parazit) enfeksiyonu ve otoimmun hastalıklar ortaya çıkabilir. Genetik geçiş gösterebilir. Fenitoin ve diğer sara ilaçlarının kullanılması sırasında, toksoplasmozis (parazitik bir infeksiyon), kızamık ve diğer bazı virüslerle birlikte kazanılmış olarak ortaya çıkabilir. Atopik insanlarda sıklığı daha fazladır. Barsak hastalıklarının görülme sıklığı artar. IgG 2 ve IgG 4 tipi antikor alt grublarında yetmezlik ile birlikte olabilir.

Bu hastalara kan ve kan ürünü verildiğinde allerjik reaksiyonlar olabilir.

Tekrarlayıcı sinüzit ve akciğer infeksiyonu için geniş spektrumlu antibiyotikler kullanılır.

COMMON VARIABLE İMMUN YETMEZLİK (değişken antikor eksikliği) :

Doğumsal veya kazanılmışolabilir. Ailevi vakalar olabileceği gibi tek tek vakalar da olabilir. Üç farklı immunolojik neden tanınmıştır. İntrensek B hücre defektleri, B hücrelere otoantikorlar ve düzenleyici T hücreleri dengesizlikleri tüm hastalarda ortak özellik, genellikle tüm antikor sınıflarını, fakat bazen sadece IgG’ yi ilgilendiren Antikor azlıklarıdır. Hastaların 2/3 kadarı yabancı proteinleri tanıyan, fakat antikor üretecek olan plazma hücrelerine gelişemeyen, normal sayıda dolaşan. Bulgular X genine bağlı antikor yokluğuna benzer. Fakat tekrarlayıcı bakteriyel enfeksiyonlar daha geç yaşta başlar (15-20 yaş). Barsak paraziti olan Giarda lamblia infestasyonu da oldukça sıktır. Bu hastalar yüksek bir otoimmun hastalık oranına sahiptir.

BİRİNCİL T HÜCRESİ HASTALIKLARI :

Tek başına T hücresi bozuklukları az görülür, çoğu hastada T hücresi bağışıklık bozukluğu B hücresi bağışıklık bozukluğu ile bağlantılıdır. Doğumsal hücresel bağışıklık bozukluğu olan çocuklar erken çocukluk çağında mantar yada virus enfeksiyonları ile başvurur. Bulgular B hücre bozuklukları olanlara göre sıklıkla daha ağırdır.

DI GEORGE ANOMALİSİ :

Sıklıkla timus ve paratiroid bezlerini etkileyen bir embriyolojik gelişim bozukluğu söz konusudur. Etkilenen bebeklerde yenidoğanda kalsiyum düşüklüğüne bağlı kasılmalar, damar anormallikleri, çene küçüklüğü ve hücresel bağışıklık yetersizliği görülür. Lenfosit sayısı düşüktür. T hücreleri belirgin olarak azalmıştır. Bu çocuklar yenidoğan evresini aşabilirlerse, yineleyen enfeksiyonlar, kronik kandidiyazis ve gelişme geriliği ortaya çıkar. Timus dokusu nakli bu yenidoğanların bazılarında başarılı olmuştur , diğerlerinde bağışıklık yaşla birlikte kendiliğinden düzelebilir.

KRONİK MUKOKÜTANÖZ KANDİDİYAZİS :

Deri, müköz membranlar , el ve ayak tırnaklarında yerel sürekli kandida (bir maya mantarıdır) enfeksiyonları görülen bir T hücresi hastalığıdır. Bazı hastalarda paratiroid, tiroid, böbrek üstü ve pankreas bezlerini tutan hormonsal problemler de görülebilir. Hücresel bağışıklık bozukluğu kandida ile sınırlıdır, diğer patojenlere karşı bağışıklık genellikle normaldir.

KOMBİNE BAĞIŞIKLIK YETMEZLİKLERİ :

Bu bozukluklarda hem T hem B hücre fonksiyonları baskılanmıştır.

ŞİDDETLİ KOMBİNE BAĞIŞIKLIK YETMEZLİĞİ :

Değişen sayılarda B ve T hücreleri bulunmasına karşın, B ve T hücre işlevleri ileri derecede bozulmuştur. Bulgular genellikle yaşamın ilk aylarında ortaya çıkar, gelişme geriliği çarpıcı bir bulgudur. Çeşitli ağır bakteri enfeksiyonları görülebilmekle beraber T hücresi işlev yetersizliğiyle ilgili klinik bulgular baskındır. Kronik kandidiyazis, Pneumocystis carinii gibi protozoa infeksiyonları, hafif giden fırsatçı organizmalar, kontrol altına alınamayan ishal ve yineleyen solunum sistemi infeksiyonları sıktır. Hastalarda egzama , saç dökülmesi, kansızlık görülebilir. Genetik geçişli olabilir.

WİSKOTT-ALDRICH SENDROMU :

Egzama, trombositopeni (pıhtılaşma hücre azlığı) ve enfeksiyonlara duyarlığın arttığı, X genine bağlı geçiş gösteren bir hastalıktır. IgA ve IgE antikor düzeyleri artmış, IgM azalmış , IgG düzeyi ise normaldir. Yaş ilerledikçe hücresel bağışıklık giderek bozulur ve sonuçta kanser ve fırsatçı infeksiyonlar ortaya çıkar. Kemik iliği nakli sonuçları başarılıdır.

ATAKSİ-TELENJİEKTAZİ SENDROMU :

İlerleyen denge kaybı, göz ve deride yüzeyel damarların belirginleşmesi, kronik sinüs ve akciğer infeksiyonları,kanser ve değişken sıvısal ve hücresel bağışıklık yetersizliği görülen ve genetik geçiş gösteren bir bozukluktur. Bilinen bir tedavisi yoktur.

FAGOSİT BOZUKLUKLARI :

Fagosit bozuklukları niteliksel veya niceliksel olarak ayrılabilir. Fagositik hücre azlığı, doğumsal , kanser veya ilaçlara bağlı kemik iliği işlev bozukluğuna yada fagositik hücreye karşı olan antikorların artan tahribatına ikincil olabilir. Bu bozukluklarda ani bir infeksiyon sırasında bununla savaşan hücre sayısı artabilir, ancak işlevi bozulmuş hücreler savunmaya pek az katkıda bulunur .

KOMPLEMAN BOZUKLUKLARI :

Kompleman bozuklukları kalıtsal yada sonradan olabilir. Kompleman normal antijenin kaplanarak savunma hücresi taraından tanınmasının arttırılması, bakteri öldürme işlevi, savunma hücrelerinin iltihap alanına çağırılması için gereklidir. Kompleman bozuklukları, yineleyen enfeksiyonlar, otoimmun hastalıklar ve Neisseria infeksiyonlarıyla ilişkili görülmüştür.

gaziantep escort

Akdeniz anemisi hakkında ansiklopedik bilgi

Akdeniz anemisi ya da tıptaki adıyla Talasemi ; Akdeniz ülkelerindeki ırklarda görülen, doğacak çocuğa anne-babasından ”Beta Talasemi” geninin sirayetiyle kalıtımsal olarak geçen bir çeşit “kansızlık” hastalığıdır.

Anemi (kansızlık) oluşmasına neden olan etmen, kanda alyuvarların yapısında yer alan “hemoglobin” maddesinin yapımındaki kusurdur.

Hastalığın esas olarak iki apayrı şekli vardır.Talasemi Major ve Talasemi Minör.

Talasemi Minör: (Akdeniz anemisi Taşıyıcılığı)

T. Minor, T.major’a göre çok daha hafif seyreder. Bireylerdeki tek bulgu sadece kansızlıktır. Kişiler sadece halsizlikten şikayetçidirler. Hatta bazıları evlenme işlemlerinde yapılan (zorunlu) kan testine kadar hastalıklarını bilmez.Bu gruptaki hastalarda yapılan tahlilde, serum demir düzeyi normal veya artmıştır. En çok görülen kansızlık çeşiti olan ve bu hastalıkla en çok karıştırılan Demir Eksikliği Anemisi’nde ise demir azalmıştır. Tanı, “Hemoglobin Elektroforezi” ile konur. Bu hastalığın anlaşılmasında işe yarayan en önemli tahlil kıstaslarından biri olan HbA2 ( kanda oksijenin taşınmasını sağlayan hemoglobin molekülünün küçük fraksiyonu) normal kişilerde %3,4 iken bu hastalıkta % 7 ye yükselmiştir; HbF ise hafif düzeyde (%2-6) artmıştır. T. Minor’ün esas önemi bu hastalığın evli çiftlerin her ikisinde de olmasında ortaya çıkar; çocuğun %25 T. Major (yani hastalığın esas ağır ve ölümcül seyreden cinsinden) olma riski mevcuttur.

Anne ve babadan sadece biri Akdeniz Anemisi taşıyıcısı (talasemi Minör) ise doğacak çocuklarının taşıyıcı olma olasılığı % 50 dir. Talasemi major olma olasılıkları ise yoktur.

Talasemi Major ( Cooley anemisi) :

Talasemi Major ise hastalığın ağır seyreden şeklidir ve bir diğer ismi de Cooley anemisidir. Çoğunlukla bebek daha 6 aylıkken birdenbire başlayan ağır kansızlık sonucu kalp yetmezliği gelişir. Bunun olmaması için düzenli olarak sık sık kan nakli yapılmalıdır. Kan nakli yapılmazsa hasta birkaç senede ölür. Kan nakli yetersiz yapılırsa kemik iliğinin aşırı kan yapması sonucu harap olan kemiklerde kırılmalar olur, çocuğun yüz şekli değişir. Yüz şeklinin değişmesi şu şekildedir: Burun kökü çökük, alın ve elmacık kemikleri çıkıktır. Üst dişler öne fırlamıştır. Baş dört köşe şeklini alır. Dalak ve karaciğer büyür. Boy kısa kalır. Çocuk ergenlik çağına giremez.Kan nakilleriyle vücutta biriken aşırı demirin yol açtığı kalp problemleri (myokardit, kalp yetmezliği vs) ileri yaşlarda çoğunlukla ölüm sebebidir. Hemoglobin elektroforezi tahlilinde; normal yetişkin insanlarda bulunmayan, ancak bu hastalıkta % 50-90 vakada görülen ve bir çeşit hemoglobin olan HbF’in kanda bulunması tanı koydurucudur.

Hem anne hem de baba Akdeniz Anemisi taşıyıcısı (talasemi Minör) ise doğacak çocukların talesemi major olma olasılığı % 25, taşıyıcı olma olasılığı % 50 olacaktır. Ancak % 25 olasılıkla çocuk normal olacaktır.

Tedavi :

Tedavide kan nakillerinin yanısıra nakledilen kan nedeniyle vücutta biriken fazla demirin idrarla atılımını sağlayan “Desferoksamin” ve “C vitamini” verilir. Aşırı büyümüş dalak ameliyatla alınır. Dalak ameliyatı sonrası depo penisilin koruma tedavisi ve pnömokok aşısı yapılır. Özellikle erken yaşta ( henüz kan nakilleri fazlaca yapılmadan) kemik iliği nakli ile bu hastalar %70-80 tam olarak sağlıklarına kavuşabilmektedir.

Ülkemizin de bir Akdeniz ülkesi olması nedeniyle Türkiye toplumu olarak bu hastalığı taşıma riskimiz vardır.Tüm Türkiye nüfusunun yaklaşık % 2,1 i taşıyıcıdır. Bu oran Antalya, Antakya, Mersin gibi bölgelerde % 12 lere kadar çıkabilmektedir. Bunun için her çifte evlenmeden önce mecburi yapılan tahliller içinde Hemoglobin (Hemogram dahilinde) ve Hemoglobin Elektroforezi tahlilleri de yer alır.

malatya escort

Akut Böbrek Yetersizliği hakkında ansiklopedik bilgi

Böbrekler, kandaki artık maddeleri süzme, kan basıncının düzenlenmesine yardımcı olma ve vücuttaki tuz ve su dengesini düzenleme işlevlerini yerine getiremez duruma gelince böbrek yetersizliği gelişir. Kan böbreklerden geçerken süzülerek içindeki artıklar ayrılır ve vücuttan atılmak üzere mesaneye gönderilir. Böbrek işlevi bozulduğunda, akut (hızlı gelişen) ya da kronik (yavaş gelişen) böbrek yetersizliği oluşabilir. Akut böbrek yetersizliğinde, olayın ardındaki neden saptanır ve başarılı olarak tedavi edilirse, böbrek işlevleri normale dönebilir.
JAMA’nın bu sayısında akut böbrek yetersizliğinin tedavisiyle ilgili bir makale yer almaktadır.

AKUT BÖBREK YETERSİZLİĞİNİN NEDENLERİ

(1) Böbrek-öncesi

Kan basıncında ani ve şiddetli bir düşme (şok) ya da ağır bir yaralanma ya da hastalık nedeniyle böbreklere gelen kan akışında duraklama

(2) Böbrek-içi

Enflamasyon, toksinler, ilaçlar, enfeksiyon ya da kan akışında azalma nedeniyle doğrudan böbrek hasarı

(3) Böbrek-sonrası

Prostat büyümesi, böbrek taşı, mesane tümörü ya da yaralanma nedeniyle idrar akışının ani olarak durması

AKUT BÖBREK YETERSİZLİĞİNİN BELİRTİLERİ

Akut böbrek yetersizliğinin altta yatan nedenlerine ait belirtiler daha belirgin olabilir; bununla birlikte aşağıda yer alan akut böbrek yetersizliği belirtileri de görülebilir:

İdrar çıkışının çok azalması ya da durması (bazı vakalarda idrar çıkışı devam edebilir)
Ayaklar, ayak bilekleri ve bacaklarda şişme
Uyuklama
Nefes darlığı

Akut böbrek yetersizliği tanısı genellikle kan testlerinde böbrek işlevlerinin bozulduğu görülerek konulur. Akut böbrek yetersizliğinde nedene yönelik tedavi böbrek işlevinin hızla düzelmesine yol açar. Kan basıncı, vücut sıvısı ve elektrolitlerle (kandaki mineraller) ilgili anormalliklerin de değerlendirilmesi ve tedavi edilmesi gerekir. Bazı vakalarda, böbrek işlevini idame ettirmek için diyalize (kanın vücut dışında bir makine aracılığıyla süzülmesi) gereksinim olabilir.

gaziantep escort

2015 seçimleri

Uzun bir yürüyüşün en kritik kavşağına gelindi.
Hani, 1913 Bab-ı Ali Baskını ile açılan yüzyıllık İttihatçı parantezin kapandığından bahsediyorduk ya, işte o parantezin nihai noktası, 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı ve Haziran 2015 Genel Seçimleri olacak.
Yaşanan bir halk devrimidir. Çözüm Sürecinin ilerlemesiyle birlikte, bu iki seçimin başarıyla yapılabilmesi bu parantezi kapatacaktır. Muhtemelen nihai olarak…
Nasıl oldu tam bilemiyorum; ama bir mucize gerçekleşti. Halkın tecrübesi, Erdoğan’ın liderliği ve sanırım tarihin kırılma anındaki doğru ahlaki pozisyon nedeniyle, menfi olaylar bile bu rüzgâra engel olmak yerine yelkenleri daha da şişirdi. Bu yolculuk esnasında hepimiz değiştik, mahallelerimiz farklılaştı, önyargılarımız iyileşti, bazen hatalar yaptık, ama çuvaldızı kendimize batırmayı da öğrenmeye başladık.
Evet, Çankaya adaylığı ve 2015 seçimleri Sırat Köprüsü’nden geçmeyi ima ediyor. Ben biraz daha acı çekeceğimizi, ama sonucu değiştirecek bir sorun yaşamayacağımızı tahmin ediyorum. Ama cumhurbaşkanlığı-Başbakanlık denkleminin çok iyi kurulması gerektiğini de düşünüyorum. Çankaya adayı belirlenirken, 2015 seçimlerinde AK Parti’nin hükümet kuracak ve yeni anayasayı hiç olmazsa referanduma götürecek çoğunluğu elde etmesinin önemsenmesi gerekiyor.
Bu ise sıfır hata ile çalışmayı zorunlu kılıyor. Erdoğan’ın bu sefer gerçekten hata yapma lüksü yok.
Tam da bu hassasiyet nedeniyle, Erdoğan’ın başbakan olarak kalması ve Gül’ün bir dönem daha Çankaya’da devam etmesine aklı yatanlar var. Ama benim görüşüme göre, 100 yıllık hesabı tam da ‘şimdi’ kapatmak gerekiyor. O nedenle, 2015 Genel Seçimlerine Erdoğan Çankaya’dayken gitme riskinin alınması şart. Çünkü bu olmazsa, reform karşıtı ittifaka son bir yılda yaşattıkları kâbusu bir beş yıl daha tekrarlamaları için mehil tanınmış olacak.
Kaldı ki, Erdoğan’ın halkın oylarıyla cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda fiili olarak yarı başkanlık sistemine geçiliyor. Yani Özal veya Akbulut modelleri ile, ilk defa yaşayacağımız farklı bir dönemi açıklamak bunca tecrübeye haksızlık olur. Özal kendisini kurtarmak için Çankaya’ya atmıştı, Erdoğan ise rejimin dönüşümünü tamamlamak için Çankaya’ya çıkmaya çalışıyor; bu basit bir kariyer meselesi değil.
Risk var, ama bence geri çekilmek değil, çok iyi önlemler alarak, şaşırtıcı hamleler hazırlayarak ileriye doğru hamleler lazım.
Eğer Erdoğan Cumhurbaşkanlığı için aday olursa, Erdoğan ile son yedi yıldır sert mücadelenin içinden geçmiş, enerjik, güvenilir, Yeni Türkiye adına gövdesini taşın altına koyacak bir isim parti için daha münasip görünüyor. Yani AK Parti, Erdoğan’ın adı altında ezilmeyecek, ama zihniyet itibarıyla güvenilir, kaseti, korkusu, altın saatlere zaafı olmayan, paralellerden korkmayan, ne kadar tarihi bir süreçten geçildiğinin farkında, heyecanını yitirmemiş bir Başbakan adayı bulmak zorunda.
Böyle bir vizyon tabana saygı göstermektir ve kurumsallaşma için kritik bir adımdır. Böyle olduğunda 2015 seçimlerinden korkmanın manası kalmaz. Taban kendisine gösterilen saygı ve güveni karşılıksız bırakmaz.

antalya escort

İşte dönemin Başbakanı’nın belgesi

Başbakan Erdoğan, Yalova mitinginde, 17 Aralık’ta darbe girişiminde bulunan paralel yapının bir planını deşifre etmişti.
Erdoğan, 17 ve 25 Aralık darbe girişimini düzenleyen paralel cuntanın, ‘Dönemin Başbakanı’ diye fezleke hazırladığını açıklamıştı.
Başbakan’ın bu açıklaması paralel yapının karargahında bomba gibi etki yaptı.
Yargı muhabirini oturtup, fezlekede Başbakan’la ilgili böyle bir ifadenin bulunmadığına dair haber yaptırdılar.
Yetinmediler, 17 Aralık darbe startı verilmeden saatler önce AK Parti’den apar topar istifa eden Hakan Şükür’e soru önergesi verdirdiler.
Yakında faili meçhul biri çıkıp, ihbar mektubu yazarsa, üçgen tamamlanmış olacak.
Bu çabalar ilk başta Başbakan’ı yalanlama çabası olarak görülebilir ama paralel yapının tedirginliğinin altında yatan sebep bu değil.
Başbakan Salı günkü grup toplantısında bu işi biraz daha açtı. Ayrıntılar verdi. İşte paralel cuntayı hop oturtup hop kaldıran sır bu açıklamada gizli.
Ne dedi Başbakan?
‘Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan yazılı olan fezleke emniyet bilgisayarından yok edilmek istendi. Ancak bu bilgisayarlar bulundu, silinmiş dosyalar kurtarıldı’
Meğer ne olmuş?
Dönemin Başbakanı yazan fezleke emniyet bilgisayarından yok edilmek istenmiş ancak bilgisayar bulunarak, kurtarılmış.
Paraleli panikleten bu.
Emniyet ve yargıdaki paralel cuntanın, özel bir yazılımla haberleştikleri ortaya çıkarıldı.
Bir başka şey daha tespit edildi.
17 ve 25 Aralık darbe girişiminde bulunan yapı, 4 bakan dışında bir de Başbakan Erdoğan için fezleke hazırlamış.
Paralel yapının medyası ve milletvekilleri aracılığıyla bu işi itibarsızlaştırmaya çalışmasının altında yatan ise ortaya çıkan bu bilgiler değil. Onlar asıl cuntanın yazışmalarının ele geçirilmesinden dolayı paniklemiş durumdalar.
Çünkü orada yapılan yazışmalar, hazırlanan planlar 17 ve 25 Aralık operasyonlarının tam bir darbe planı olduğunu ortaya koyuyor.
Okumalarım arasında, yakın siyasi tarihimiz ayrı bir yer tutar.
Orada şunu gördüm ki, önlenemeyecek bir darbe yokmuş, yeter ki zamanında ve doğru müdahale edilsin.
Paralel yapının darbe girişiminin başarısızlığa uğramasının tek nedeni var. Başbakan’ın feraset ve cesaretle darbe planını görüp, mücadele etmesi.
Çünkü polis-yargı cuntasının alelacele sildiği bilgisayarlardaki yazışmalarda darbe hazırlığının adım adım planlandığı anlaşılıyor.
Altın vuruş olarak Başbakan hedeflenmiş.

antalya escort

CNN bize ne yapar?

Küresel medya” denilen yapılanmanın içinde yer alan meslektaşların kalibresi ile ilgili fikir sahibi olmam, meslekteki hayli genç yıllarıma
Küresel medya” denilen yapılanmanın içinde yer alan meslektaşların kalibresi ile ilgili fikir sahibi olmam, meslekteki hayli genç yıllarıma rastlar. 1986 yılıydı, İsveç’in efsanevi sosyal-demokrat politikacısı Olof Palme, bir akşam, sinema çıkışı Stockholm’ün orta yerinde öldürüldü. Genel Yayın Yönetmeni Güneri Cıvaoğlu beni oraya adeta “ışınladığında” henüz 31 yaşında bir Dış Haberler Editörü’ydüm.
Dönemin SAPO Başkanı Hans Holmer’in nafile basın toplantılarını izlerken, biz, 4 Türk gazeteci gelişmenin perde arkasında hayli yanlış işler olduğunu anlamıştık. Ben, -kulakları çınlasın- Sıtkı Uluç, Muammer Elveren ve Faruk Zabçı, Holmer’den gelen tuhaf bilgi kırıntılarını bir kenara bırakıp kendi rotamızda işin perde arkasına sızmaya çalıştık, hatta, bu işi, İsveç Gizli ServisiSAPO’nun merkez binasına bir pazar sabahı “çat kapı” dayanmaya kadar vardırdık. Uzatmayayım, SAPO’da tek tek sorgulanıp bir gün sonra da ülkeden atılmamız hala ortak meslek anıları defterimizde önemli yer tutar.
Biz meseleyi bu ölçüde araştırır, cinayetin perde arkasında Bofors skandalı mı, bir taşeron örgüt olarak PKK mı var diye sorgularken, diğer meslektaşlar, Holmer’in açıklamalarından tuhaf öyküler üretiyorlardı. Bir otel lobisi sohbetimizde,“bunlardan bir halt olmaz” kıvamında konuştuğumuzu da hatırlıyorum.
O günlerden sonra, dünya medyasında yer alan haber ve yorumlara hep, mesafeli baktım, bunları üreten/yazan meslektaşların yetenek, bilgi ve birikimlerinin de sorgulanması gerektiğine inandım.
“Küresel medya” kurumsal kimliği güçlü, barındırdığı gazetecilerin yüksek oranı vasat mesleki birikime sahip bir yapılanmadır.
Öteden beri, Türk medyasının dış basında memleketle ilgili çıkan yorum ve haberlere neden bu kadar önem verdiğini de anlayamamışımdır. Kendi medyamızdan yola çıkalım, bizde nasıl, her analizi zamanın gerçek duvarına toslayan bir sürü yazar varsa, “küresel medya”da da o kadarı vardır. Ne, birisi, Türkiye’nin mükemmel bir yolda olduğunu, ne de diğeri, memleketin battığını yazdığında fazla iplemem, yorumlarını genel olarak dört görme özürlünün bir fili tarif etmesine benzetirim, neresini tuttularsa orasını anlatırlar.

bursa escort