Sivil-asker ilişkileri normalleşmesin mi

Sivil-asker ilişkileri normalleşmesin mi

Bu sual, Başbuğ’un hükümeti devirmek amaçlı pkk teşkilatı kurduğuna ve o örgüte direktifler verdiğine inandıkları amaçlı hemen bu tutukluluktan sevinç duyanların hoşuna gitmedi. Bir gün ardından Başbakan da, Başbuğ’un tutuksuz yargılanması gerektiğini düşündüğünü söyleyince, tutukluluğa ilişkili olarak “sevinç” yerini kritik bir hoşnutsuzluğa, askeri vesayetin geriye geldiğine ilişkili olarak yorumlara bıraktı.
İlker Başbuğ’un gözaltına alınmasını sevinçle karşılayanlar, Başbuğ’un şahsında umumi olarak silahlı gücü görüyor ve gözaltına alınma hükmünün sembolik değerine atıfla Başbuğ’un rehin yargılanması gerektiğini argüman ediyorlar. Ben de diyorum ki, simge dediğin hudutlu sayıda olursa mana anlam eder. Bu anlamda sağımız solumuz, askerin sivil politika üzerindeki vesayetinin bittiğine ilişkili olarak sembollerle dolu. EMASYA protokolünün kaldırılmasından girin, MGK’daki oturma düzeninin değişmesinden çıkın; TÜRKIYE BÜYÜK MILLET MECLISI bahçesinde vazife yapan askeri Okumaya devam et

Barışa direnmek

Barışa direnmek

TÜRKİYE şunu gördü ve anladı: Ne süre barıştan bahsedilse ortalık kana bulanıyor. Ne süre sulha konusunda bir tahmin belirse tabancalar patlamaya başlıyor. Ne süre çözüm amaçlı partner bir istem tezahür etmiş olsa, bozgun siyah peleriniyle aramızda dolaşmaya başlıyor. İşte Dağlıca bölgesindeki Yeşiltaş Karakolu’na tertip eden saldırı: 8 asker şehit, 16’sı yara almış.
Leyla Zana, muhtevası tartışmalı da olsa bir davaya samimiyetle sarılmış bir ad. Zulme maruz kalmış, buna bağlı olarak hangisi zulümdür hangisi maçtan doğan natürel bedeldir sıkı biliyor. Acı çekmiş, buna bağlı olarak hangisi acıdır, hangisi acı replikasıdır sıkı biliyor. Bedel ödemiş bir siyasi figür de olsa, apolitik kişilere has bir hesapsızlığı da var Zana’nın. Bu hesapsızlık, durumu değerlendirmesini ve ara sıra da olsa çözümü mümkün kılacak içten tavrın ne meydana geldiğini meydana koyabilmesini olası kılıyor. Okumaya devam et

İstiklal mücadelesi


İstiklal mücadelesi

BİR şeyin bir sürü sık sık tekrarlanması onun hakikat meydana geldiği gerçeğini karardan düşürür mü? Düşürmez. Ülkemiz’nin içinde bulunduğu problemlerin arkasındaki “küresel egemenler” ya da “dış güçler” gerekçesi de böyledir. Bir Sürü sık sık servis edilen her yiyecek benzeri bayatlamış, sıkmış olabilmektedir ama her seferinde masaya konmasının tek bir sebebi var: Eldeki en akılcı, en olabilitesi yüksek hakikat olması.
Nedir o gerçek? Şu: 21. asırda hiçbir ülke tam müstakil değil. Ama Ülkemiz yakın zamanlara civarı yarısı müstakil dahi değildi. Yepyeni yepyeni oluyordu. Olamasın diye çabalanıyor.
Çağımızda örgün uygun fiyat bağlarla birbirine mahkûm ve mecbur edilen tüm ülkeler, bu yöntemle hayat sulhunu da daimi duruma getirmeyi varsayan bir hayat sisteminin parçalarıdır. Tam özgürlük hayaldir, fakat uygun fiyat açıdan kuvvetli meydana gelen kaide koyabilir kuralları bizzat lehine çevirebilir. Ülkemiz de “güçlü” hükümet olmaya Okumaya devam et

Yeni Alevi açılımı lafla değil işle yürümeli

Yeni Alevi açılımı lafla değil işle yürümeli

CUMHURBAŞKANI Erdoğan, muharrem ayı münasebetiyle Alevi sivil topluluk kuruluşlarının başkanlarına Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda iftar verdiğinde yeni bir açılımın yöntemde olduğunun sinyalleri gelmişti. Başbakan Davutoğlu’nun Hacıbektaş konuşması, manifesto niteliğindeydi ve mezhep savaşının kan döktüğü bir konjonktürel tabana karşın koymanın kodlarını da içeriyordu. Başbakan’ın “Dersim çağdaş bir Kerbela’ydı”sözü politikasi yine hareketlendirdi, Dersim kırımı yine tartışılmaya başlandı.
Dersim katliamının tartışılması mühimdir. Zira İttihat ve Terakki çağından beri kimlikleri üstünde oyunlar oynanan Alevilerin uğradıkları asimilasyon, Dersim katliamından dahi “Sünni İslam”anlayışını sorumlulukları olan tutacak biçimde tasarlanmıştır. Düzen Alevileri hem bir katletmiş hem bir de “Ben olmasam bu Sünniler seni taze kıtır Okumaya devam et

Biz İslamcının pkk’lı olanını severiz

Biz İslamcının pkk’lı olanını severiz

MISIR ile Ülkemiz aralarında demokrasi deneyimi, asker-sivil ilişkileri, silahlı gücün idaredeki hissesi durumundan bir sürü kocaman farklar var. Ama Mısır’da meydana gelen darbenin Ülkemiz’de hükümetten huzursuz meydana gelen etrafların başlattığı ve yasadışı teşkilatların katılımıyla yükselen Taksim Semti vakalarının anında ardından yaşanması Mısır ve Ülkemiz, ek olarak doğrusu İhvan ve AK Parti aralarında paralellik kurulmasına ne amaçla oluyor. Halbuki hiçbir darbe yalnızca mahalli faktörlerle yapılmaz, kesinlikle harici bağlantıları da olabilir. Mısır’daki darbe ile Ülkemiz’de Seyahat sürecini başlatmış rahatsızlıklar aralarında paralellik kurulacağı bildirilen ise Seyahat Parkı sürecindeki harici bağlantıları, beynelmilel ameliyat cihetini de onay etmek gerekirdi. Öyle olmadı.
Bugün Adeviyye Meydanı’ndaki direniş hâlâ sürmekte. Buraya ne türlü gelindi? Kutlu yanlılarının, silahlı gücün, yargının ve basının Mursi ile çalışmama kararlığı ile. O medya ki, piramitlerin ve Süveyş Kanalı’nın Mursi aracılığıyla Katar’a satıldığını dahi yazabildi. Okumaya devam et

Okmeydanı’ndaki vakalar ve Köln mitingi

Okmeydanı’ndaki vakalar ve Köln mitingi

SOMA’da yaşananları ihtarname etmek talep eden bir gruba zabıta aracılığıyla müdahale edilmesi, ara sokaklara yayılan gruplar ile zabıta arasındaki çekişmenin aynı ritimde devam etmesi, cemevi avlusunda yer alan Uğur Kurt isimli bir yurttaşımızın ölümüne sebep oldu. Vakalar zaman boyu aynı ritimde devam etti, akşam saatlerinde gerçekleşen bombalı saldırı ise 1 bireyin ölmesine, 8’i zabıta 9 bireyin yaralanmasına ne sebeple oluyor. Uğur Kurt’un ölümü, zabıta müdahalesini sorgulamayı gerektiren bir vefat. Kurt’un ölümünü süratle Alevi-Sünni probleminin parçası haline getiren zihniyet haritası da öyle. Hadisenin Alevileştirilmesi ve “Bizi öldürüyorlar”a dönüşmesi saniyeler aldı ve derken sorun bombalı saldırıyı gerçekleştiren militan grupların oyun alanı/sahne almayı bu yöntemle meşrulaştırması yardımıyla oluyor. Okumaya devam et

Doğrudan demokrasi

Doğrudan demokrasi

Selim Kiraz’ı katledenlere “terörist” diyemeyeceklerini söyleyenleri mi dersiniz, cinayeti yalandan kınayan ve ancak iktidar partisine duydukları nefreti “devletin kafasına dayanmış silah”görüntüsünü çoğaltarak kusanları mı? Savcının tutuklu alınmasıyla ölümü arasındaki illiyet bağını yok sayıp devleti esasında sahip meydana gelmediği seçenekler üzerinden suçlayan, şüpheli duruma getirenleri mi? Ki aralarında anamuhalefet partisi öncüsü de var.
Birilerinin aklı Taksim Semti başkaldırısı esnasında bir profesörün dile getirdiği şeye yatmış yaşanıyor. Ne demişti o profesör? “Sandıktan gerçek neticeler çıkmıyorsa, demokrasi direk eylemlerle ilerler.” Okumaya devam et

Büyük resim küçük resim


Büyük resim küçük resim

Bir tarafta “büyük resim” var.
Yedi düvel Türkiye ile uğraşıyor ve bu, son 2 yılın yılan hikâyesi olsa da Türkiye için yeni bir durum.
Uluslararası aktörler ve medyaları, akademisyenleri, sivil toplum kuruluşları ve yerli eşlikçileri sıradışı bir taarruz uyguluyorlar. “One minute” ile başlayan rahatsız kıpırdanışlar Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” çıkışındaki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi eleştirisinden sonra açık saldırıya dönüştü. Düşünün ki İtalyan gazetesi Le Republica, 7 Haziran seçiminden sonra yayımladığı bir makaleyi şu başlıkla sundu: “Yeni bin yılın Selahaddin Eyyübi’si son metroda durduruldu.” Okumaya devam et

Siz adamı diktatör edersiniz

Siz adamı diktatör edersiniz

Kemal Kılıçdaroğu’nun CUMHURIYET HALK PARTISI Kurultayı’ndan geriye tek bir ifadesi kaldı: “Diktatör bozuntusu.” İfade de haklı olarak davaya konu oldu.
Kılıçdaroğlu vaat ettiği “demokrasi, değişiklik, kardeşlik”temasının çerçevesi içerisinde yepyeni bir birşey söyleseydi, umutları gençleştirebilseydi, AK Parti’ye ya da Erdoğan’a eleştirilerini “hakaret etmeden” dile getirebilseydi belki tercih üç 5 başlık konuşulurdu. Son Olarak hiç talihi yok.
Güya kutuplaşmadan yakıntı ediyordu, kutuplaştırmanın dikâlâsını sahneledi. Güya 1 Kasım öncesi “pozitif mesaj” politikasi CUMHURIYET HALK PARTISI’yi kör nefretten kurtarıyordu: Nefretin en etli yerinden kesti.
Güya “ulusal birlik” mühim, CUMHURIYET HALK PARTISI benzeri bir parti için hepten değerli olması gerekir, şayet öyle değil. Kılıçdaroğlu daha vekilleriyle (sözgelimi Aytuğ Atıcı) PKK teşkilatına mensup teröristlere şehit denmemesi gerek duyulduğunda dahi mutabık kalamamış… Okumaya devam et

Liselerdeki eylemler, ‘ateşi ve ihaneti gören abiler’

Liselerdeki eylemler, ‘ateşi ve ihaneti gören abiler’

İstanbul Adam Lisesi (İEL) talebeleri, mezuniyet merasiminde müdürlerine sırtlarını dönerek ihtarname eylemi yaptılar. Sonrasında yayınladıkları deklarasyon muallaktı, sorun proje okullar kapsamına edinilen İEL’nin müdürünün vakıf aracılığıyla ve imtihanla değil, Ulusal Öğrenim Bakanlığı aracılığıyla atanmasının ötesindeymiş benzeri görünüyordu.
“Karayeller başına indirmeden çatını. Çoğalış ses ol, ışık ol, yumruk ol!”diye biten ve liselileri direnişe çağıran İEL deklarasyonu öbür liselerde de cevap buldu. Galatasaray Lisesi, Beşikaş Anadolu Lisesi, Cağaloğlu Anadolu Lisesi, Beyoğlu Anadolu Lisesi, Notre Dame de Sion Lisesi, İtalyan Lisesi, Vefa Lisesi benzeri pekçok lise aynı temaları içerir deklarasyonlar yayınladı. Nitekim Cumhuriyet Gazetesi’nin bir haberinde kullandığı ara başlık şöyleydi: İsyan büyüyor… Koç Lisesi ve Kartaltepe Anadolu Lisesi de ‘karanlığa sırtını döndü’. Okumaya devam et